14° Açık

Arkası yarın…

Gündem - 07/12/2025 19:00 A A

Sobanın ateşi bir ara sönmüş, oda hafif ılımıştı. Ben yüzükoyun uzanmış ders çalışıyor, bibim de kendi hâlinde süveter örüyordu. Eskiler, özellikle kadınlar, boş durmayı sevmezdi; bir çift şişle dünyayı örerlerdi. Ruhları, sevgiyi ilmek ilmek sarma üzerine kuruluydu. Bir çorap, bir kazak… İp neye lazımsa onu örerlerdi.

Bibim yün yumağını kenara bırakıp içeri geçti. Döndüğünde kilerden getirdiği soğuk kış armudunu sobanın yanına koydu ve sobaya iki kütük attı. Armutun soğukluğu ortamı daha da serinletmişti ama biliyordum, birazdan soba yeniden harlanacaktı.

Nitekim soba iyice tutuşunca bibim,
“Çabuk, ağzını az kapa,” dedi.
Ben de çekinerek demir kapağı ayarladım. Odanın içi yeni yeni ısınırken bibim ıslattığı darıları fırına “cosss” diye döktü. Ben zaten zorla ders çalışıyordum, hemen bıraktım. Elindeki kara maşayla mısırları karıştırırken patırtı başlamıştı.

Patlayan mısırların sesini dinlerken çocuk aklımla hayale dalar, o sesleri silaha benzetip kendi kendime oyun kurardım. Sonunda mısırlar “teslim olurdu”. Patlamış mısırı çok severdim; bibim yağsız tuzsuz yapardı ama tadı başka olurdu. Beyaz pamuk gibi mısırlar bitince patlamayan sert taneleri çiğnerdim. Bibim hemen kızardı:

“Dişin kırılacak, bırak artık!”

İstemeye istemeye sobanın kapağını açıp kalan taneleri içeri attım. Ama ağzımda o güzel tat uzun süre kalırdı.

Yatma vaktinin geldiğini de yatsı ezanından anlardım. Köyde “yat” demek “yatsı ezanı” demekti. Saat mi var, televizyon mu? Bir tane radyo vardı, o da gönlü olursa çalışırdı. Bazen haber, bazen türkü çalardı ama ben en çok “arkası yarın” hikâyelerini severdim.

Düşünsenize; dışarıda kar, içeride soba yanıyor… Kilerden gelen soğuk armut sobanın yanında pamuk gibi olmuş, eline alınca sulanıyor. Radyoda tam en heyecanlı yerinde hikâye kesiliyor:

“Arkası yarın…”

Ve yatsı ezanı okununca yatma zamanı geldiğini anlıyorsun. Hikâyenin devamını kendi hayalinde tamamlayarak uykuya dalıyorsun.

Bugünlere bakınca o günlerin kıymetini herkes anlayamaz.
Artık “arkası yarın” yok, hayallere dalmak yok.
Aynı evin içinde birbirimize yabancı olduğumuz kalabalık bir sessizlik var.

Telefonu elimize alınca saatlerce video akıyor, beyin yanıyor.
Eskiden soba yanardı; şimdi ilişkiler yanıyor.
Konuşamıyoruz, iletişim kuramıyoruz.
İnternet varsa kimseye ihtiyaç duymuyoruz.

Zamanı israf ediyoruz, düşünmeyi israf ediyoruz.
Elimizdekilere yetinmiyor, hep daha iyisini istiyoruz.
Çünkü sistem bunu istiyor diyoruz…
Ama sistem aslında biziz. Ne kadar izin verirsek o kadar yönetirler bizi.

Beğenilme isteği, görünme arzusu, farkında olmadan ruhumuzu zehirliyor.
Zehir bir kere bulaştı mı da kurtulmak zor.

Ne bir hayal kuruyoruz,
ne sobanın çıtırtısını duyuyoruz,
ne bir avuç mısırın patlamasına seviniyoruz.

Güğümün cızırtısına bile yabancılaştık.
Sanal bir gerçekliğin kargaşasında kendimize ait olmayan bir hayata talip oluyoruz.

Eskiden “arkası yarın” vardı, hikâye hep devam ederdi.
Ama kendi hikâyemizin arkası yok, bilesin…

Komşuluk yok, muhabbet yok.
Selam veren yok, hâl hatır soran yok.
Herkes telefonda ballı ballı yaşıyor gibi göründüğü için insani değerler bile sanallaştı.

Biz de deve kuşu misali kafamızı kuma gömüp kaçıyoruz.
Hâlbuki huzurlu değiliz.
Çareyi de biliyoruz ama harekete geçemiyoruz.

Aslında bir fikrim var ama yazının ruhuna uygun olsun:

Arkası yarın…
Yok, olmaz… Ciddiye alıp bekleyen güzel insanların hakkına girmeyeyim.

Arkası: kiraz bahcesi

Gündem - 19:00 A A
BENZER HABERLER