Anadolu Yayıncılar Derneği (AYD), uyuşturucuyla mücadelede toplumsal farkındalığı artırmak ve medyanın sorumluluklarını tartışmak amacıyla 7 ilde panel serisi başlattı. Projenin ilk paneli, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin katılımıyla Ankara’da Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Ankara - (MHA) İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün destekleri ve Türkiye Basın Federasyonu’nun katkılarıyla düzenlenen panelde, uyuşturucu sorununun boyutları, medyanın bu mücadeledeki etkisi ve üstlenebileceği sorumluluklar ele alındı. Panelde Gazeteci-yazarlar Zafer Şahin, Deniz Gürel, Hande Fırat, Mehmet Acet, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Mustafa Uzun ve Yeşilay Ankara İl Başkanı Bilal Tayyip Apaydın konuşmacı olarak yer aldı.
Bakan Çiftçi: “Bu mücadele çocuklarımızın istikbalini koruma mücadelesidir”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, panelde yaptığı konuşmada uyuşturucunun bireysel bir bağımlılık sorunu olmanın ötesinde, toplumsal huzuru ve kamu düzenini tehdit eden çok boyutlu bir mesele olduğunu vurguladı. Çiftçi, “Bu mücadele, çocuklarımızın istikbalini, aile yapımızı ve milletimizin huzurunu koruma mücadelesidir” dedi.
Türkiye’nin jeopolitik konumuna dikkat çeken Bakan Çiftçi, uyuşturucuyla mücadelenin ulusal, bölgesel ve küresel güvenlik açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki “Türkiye Yüzyılı” vizyonu doğrultusunda İçişleri Bakanlığı’nın yeni güvenlik anlayışında önleyiciliği merkeze aldığını ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti:
“Artık mücadelemizi yalnızca operasyonlarla sınırlı görmüyoruz. Gençlerimizi koruyan, aileleri bilinçlendiren ve toplumsal farkındalığı artıran bütüncül bir anlayışla hareket ediyoruz.”
2026’da 17 bini aşkın operasyon
Bakan Çiftçi, 1 Ocak - 25 Nisan 2026 tarihleri arasında uyuşturucu imal ve ticaretine yönelik 17 bin 188 operasyon düzenlendiğini açıkladı. Bu operasyonlarda 16,8 ton uyuşturucu madde, 51 milyonun üzerinde uyuşturucu hap, 49 bin kök kenevir ve skunk ele geçirildi. Bakanlık tarafından yürütülen farkındalık projelerine de değinen Çiftçi, Narkorehberi, En İyi Narkotik Polisi Anne, Narko Gençlik, Narko Kaan ve Narkolog gibi çalışmalarla 2025 yılında yaklaşık 9 milyon 798 bin vatandaşa ulaşıldığını bildirdi.
Medyanın Sorumluluğu
Konuşmasında medyanın rolüne özel vurgu yapan Mustafa Çiftçi, “Haber dili, kullanılan görseller ve içerikler toplumsal algıyı doğrudan etkiliyor. Uyuşturucuyu özendiren, normalleştiren yayınlar mücadeleye zarar verirken; bilinçlendirici ve sorumlu yayıncılık anlayışı büyük katkı sağlar” dedi.
Çiftçi, medyadan beklentilerini “merakı artıran dili azaltmak, umudu ve çözümü büyütmek” olarak özetledi. Bağımlı bireylerin ötekileştirilmeden ele alınması gerektiğini de vurgulayan Bakan, devletin sahadaki kararlılığı, sivil toplumun desteği ve medyanın sorumlu yayıncılığıyla mücadelenin daha güçlü bir zemine oturacağını ifade etti.
Uyuşturucuyla mücadelede medyanın rolü panelinde, bağımlılıkla mücadeleye yönelik çok yönlü ve dikkat çekici mesajlar verildi.
Türkiye Basın Federasyonu Genel Başkanı Sinan Burhan panelde yaptığı konuşmada bu meselenin sadece devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğunda olduğunu vurgulayarak, “Bizler sahada gençlerle temas eden, ailelerle birebir iletişim kuran ve farkındalık oluşturmaya çalışan yapılar olarak köprü görevi görüyoruz.” Dedi.
Sinan Burhan: “Bugün burada, “UYUŞTURUCUYLA MÜCADELEDE MEDYANIN ROLÜ” gibi son derece kritik bir konuyu ele almak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. - Bu mesele yalnızca güvenlik ya da sağlık sorunu değil; aynı zamanda toplumsal bilinç, kültür ve gelecek meselesidir.
Türkiye’de uyuşturucuyla mücadele son yıllarda çok boyutlu bir şekilde yürütülmektedir. Emniyet birimlerinin operasyonları, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi ve yasal düzenlemeler arz tarafını hedef alırken; eğitim, rehabilitasyon ve farkındalık çalışmaları talep tarafını azaltmaya yöneliktir. Ancak veriler bize şunu açıkça gösteriyor: Uyuşturucuya başlama yaşı giderek düşmektedir. Özellikle 15–24 yaş aralığı en riskli grup olarak öne çıkmakta, hatta bazı vakalarda bu yaşın daha da altına indiği görülmektedir. Amacımız; korku değil bilinç, damgalama değil destek, umutsuzluk değil çözüm üretmektir.” Dedi.
Panelin açılış konuşmasını yapan gazeteci Hande Fırat, uyuşturucu sorununun yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığını vurgulayarak bunun aynı zamanda aileyi, gençliği ve toplumun geleceğini doğrudan etkileyen bir sorun olduğuna dikkat çekti. Bağımlılığın çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Fırat, “Kapıyı çalmadan evin içine sızan bir tehdit” olarak tanımladığı bu sorunla mücadelede sadece “hayır” demenin yeterli olmadığını ifade etti. Önleyici politikaların güçlendirilmesi, okullarda erken farkındalık oluşturulması ve medyada özendirici dilin terk edilmesi gerektiğini dile getiren Fırat, ailelerin de bu süreçte yalnız bırakılmaması gerektiğinin altını çizdi.
Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Mustafa Uzun ise bağımlılığın hem halk sağlığı hem de güvenlik açısından küresel bir sorun olduğunu belirtti. Dünya genelinde 15-64 yaş grubunda uyuşturucu kullanım oranının yüzde 5,6 olduğunu, Avrupa’da bu oranın yüzde 29,7’ye kadar çıktığını aktaran Uzun, Türkiye’de ise son verilere göre bu oranın yüzde 3,1 seviyesinde olduğunu söyledi. Türkiye’de oranların görece düşük olmasına rağmen artış eğilimine dikkat çeken Uzun, mücadelenin yalnızca ulusal değil küresel ölçekte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Yeşilay Ankara İl Başkanı Bilal Tayyip Apaydın da konuşmasında bağımlılıkla mücadelede umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini vurguladı. Yeşilay’ın 100 yılı aşkın tecrübesiyle beş farklı bağımlılık türüyle mücadele ettiğini hatırlatan Apaydın, Türkiye genelinde 120 şube ve 105 YEDAM aracılığıyla ücretsiz psikolojik ve sosyal destek sağlandığını belirtti. Bağımlılığın bir ahlak sorunu değil, bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini ifade eden Apaydın, “Bağımlıya değil, bağımlılığa karşı mücadele etmeliyiz” dedi. Pandemi sonrası artan yalnızlaşmanın bağımlılık riskini yükselttiğine dikkat çeken Apaydın, aile içi iletişimin güçlendirilmesinin önemine vurgu yaptı.
Gazeteci Zafer Şahin, dijital yayın platformlarında yer alan içeriklerin özellikle gençler üzerindeki etkilerine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Şahin, popüler dizilerde suç ve uyuşturucu kullanımının dolaylı biçimde meşrulaştırıldığını ifade etti.
Konuşmasında, ekonomik sıkıntılar yaşayan bir öğretmenin suç dünyasına adım atarak büyük bir uyuşturucu üreticisine dönüşmesini konu alan diziyi örnek gösteren Şahin, bu tür yapımların güçlü anlatım diliyle izleyicide sempati oluşturabildiğini vurguladı. Benzer şekilde, dünyaca tanınan uyuşturucu baronlarının hayatlarını anlatan dizilerde de suç figürlerinin cazip ve etkileyici biçimde sunulduğunu belirtti.
Şahin, bu içeriklerde yer alan karakterlerin çoğunlukla genç, çekici ve popüler figürler olarak kurgulandığını, bunun da özellikle ergenlik dönemindeki bireyler üzerinde olumsuz etki oluşturabileceğini dile getirdi. “Şiddetin ve suçun sıradanlaştırılması gibi, uyuşturucu da sinsi bir şekilde makul gösteriliyor” ifadelerini kullanan Şahin, gençlerin bu içeriklerden etkilenmemesinin neredeyse imkânsız olduğunu söyledi.
Türkiye’de yaşanan olumsuz olayların ardından televizyon dizilerinin sıkça eleştirildiğini hatırlatan Şahin, yerli yayınlarda en azından hukuki denetim ve kontrol mekanizmalarının bulunduğunu belirtti. Buna karşın, yurt dışı merkezli dijital platformların denetim dışında kaldığına dikkat çekti.
Bağımlılıkla mücadelenin bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiğini vurgulayan Şahin, dijital medya bağımlılığından başlayarak sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımına kadar uzanan bir sürecin söz konusu olduğunu ifade etti. Bu kapsamda yetkililere çağrıda bulunan Şahin, uluslararası dijital platformlara yönelik daha etkin düzenlemeler yapılması gerektiğini dile getirdi.
Gazeteci Mehmet Acet, medya içeriklerinin toplum üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, özellikle kullanılan dilin önemine dikkat çekti. Acet, tehditkâr ve sert söylemlerden uzak durulması gerektiğini belirterek, bağımlılıkla mücadelede daha dengeli ve yapıcı bir iletişim dili benimsenmesi gerektiğini ifade etti.
Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasına karşı en etkili araçlardan birinin haber dili olduğunu vurgulayan Acet, haberlerde genellikle toplumdaki olumsuzlukların ekrana taşındığını ve bunun caydırıcı bir etki oluşturabileceğini söyledi. Bu yönüyle medyanın önemli bir sorumluluk üstlendiğini dile getirdi.
Öte yandan Acet, televizyon dizileri ve gündüz kuşağı programlarının doğrudan suçlanmasının doğru olmayacağını belirtti. Bu içeriklerin bilinçli bir şekilde kötü niyetle hazırlanmadığını düşündüğünü ifade eden Acet, asıl etkinin daha çok “subliminal” yani dolaylı yollarla ortaya çıktığını kaydetti.
Uzun süreli yayınlanan mafya temalı dizilere dikkat çeken Acet, bu yapımlarda suç unsurlarının açıkça teşvik edilmediğini ancak karakterlerin karizmatik şekilde sunulmasının izleyici üzerinde farklı bir algı oluşturabildiğini belirtti. Özellikle mafya lideri figürlerinin güçlü, haklı ve etkileyici bir profil çizmesinin, izleyici nezdinde bu karakterlerin davranışlarını meşrulaştıran bir algıya yol açabildiğini söyledi.
Acet, bu tür içeriklerde kullanılan replikler, karakter kurguları ve hikâye akışının, farkında olunmadan izleyiciyi etkileyebileceğini vurgulayarak, medyanın bu noktada daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Açıklamalarında, bağımlılıkla mücadelede medya dilinin ve içerik üretiminin kritik bir rol oynadığını bir kez daha gündeme getirdi.
Gazeteci Deniz Gürel, medya, dijital platformlar ve bağımlılıkla mücadele konularına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, meselenin hem toplumsal hem de ekonomik boyutuna dikkat çekti.
Konuşmasına empati vurgusuyla başlayan Gürel, özellikle ebeveynler açısından konunun son derece hassas olduğunu belirterek, bağımlılık riskinin herkesin başına gelebilecek bir durum olduğunun altını çizdi. “Bu işin ayıbı yok” diyen Gürel, ailelerin bu tür sorunlar karşısında daha açık ve bilinçli olması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de konvansiyonel medyanın (televizyon ve gazeteler) genel olarak sorumluluk bilinciyle hareket ettiğini belirten Gürel, her ne kadar hatalar olsa da hukuki çerçeve içinde yayıncılık yapılmaya çalışıldığını söyledi. Özellikle Kahramanmaraş’ta yaşanan ve kamuoyunu derinden etkileyen olay üzerinden örnek veren Gürel, Türk medyasının bu süreçte “bulaş etkisi” oluşturabilecek görüntü ve içeriklerden kaçınarak önemli bir sınav verdiğini dile getirdi.
Bağımlılık, dijital suçlar ve diğer toplumsal sorunların birbiriyle iç içe geçtiğine dikkat çeken Gürel, bu durumun medya içeriklerinin etkisini daha da kritik hale getirdiğini ifade etti. Özellikle dijital platformların kontrolsüz yapısına işaret eden Gürel, bu mecraların küresel ölçekte büyük bir ekonomik güç haline geldiğini söyledi.
Reklam gelirlerinin büyük ölçüde dijital platformlara kaydığını belirten Gürel, Türkiye’de reklam pastasının yaklaşık yüzde 85’inin Twitter, Instagram ve Facebook gibi mecralara yöneldiğini ifade etti. Bu durumun, yerli ve geleneksel medyanın etkisini zayıflattığını ve iletişim alanında yeni bir güç dengesi oluşturduğunu kaydetti.
Gürel, dijital platformlarda yer alan şiddet, uyuşturucu ve benzeri içeriklerin uyarı ibarelerine rağmen yaygın şekilde tüketildiğine dikkat çekerek, bu noktada hem kamu otoritelerinin hem de medya kuruluşlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamalarında, iletişim alanının artık bir “milli güvenlik” meselesi haline geldiğini ifade eden Gürel, toplumsal sorumluluk bilinciyle ortak bir mücadele yürütülmesi çağrısında bulundu.
Panel, uyuşturucuyla mücadelenin sadece güvenlik boyutuyla değil; eğitim, aile, sağlık ve medya iş birliğiyle ele alınması gereken çok boyutlu bir mesele olduğu mesajıyla sona erdi.
MİLLET HABER AJANSI