Zabanan erkenden bir hay goptu; uşah gahın elin adamına ahşamdan söz verdik. Gün deadi bekletmeyin anee loo ayıp ayıp yardım ederik diyi söz verdik de haydın... Gözlerimi zor araladım gönülsüz gahtım yatağın içinde anlamsız iki üç dagga durdum tam da…
Bir kerpiç duvar yıkığı görünce hüzün çöker üzerime, hikayesini iyi bilirim. Çekilen çileyi verilen emeği , dayanışmayı, içindeki anıları, hüzünleri , sevinçleri, gilarına sinmiş sarısultan almanın gohusunu, hiç uyumamış gibi hafif ve dingin uyhusunu... Arıstağından atılan ipe asılan yayıkları, halı tezgahlarını, tahasındaki gizemli çıhıları, sekilerdeki sofralara kurulan bağdaşları, arıstahdaki mertekleri, tahanın gizemine sebep olan duvar halılarını, yer minderlerini, gırletlerini velhasıl bizi biz yapan gözümüzde galan huzurun bir ana bir guzu buluşmasıydı.
Biz bir hayal gurup peşine düşmedik sadece şartlar dediler, sigortalı işler bulun dediler. Bu işlerin sonu yok bugun var yarın yok dediler. Huzurlu mutlu olun dediler. Harmanda dağda bayırda irezil olmayin dediler ve sürdüler... Huzurun, mutluluğun koynundan, kerpicten evlerin samimiyetinden soğuk betondan şehirdeki hapishanelere savrulduk, kimi tutuklu kimi hükümlü kimi sürgün... Hakimi çocukluğun ve şahidi kalbin iken kaybeden sen oldun. Faili meçhul olduk daha iyi daha mutlu yarınlar için bahşedileni terkederken. Bir timinna al ölç kâr da senin zarar da...
Sılasını yaz kış terketmeyen, anasına babasına hizmet eden köylerin gerçek sevdalılarına selam olsun.
Kaç kapı bu şekilde ağıt yakıyordur acaba? Oysa ne kadar da hüzün biriktirmiş; eşiğindeki ayak izlerini, tokmagındaki el izlerini uğurlamış ve yüreğine onlarca mıh çakmış. Acısı artsın diye de diline kilit vurulmuş. Hiç dönmeyen, dönmeyecek olan, bir defa dahi ocaklarına gelmemiş olan bu toprağın evlatları bu kapılar sizi bekliyor.