Bitmeyen Sarsıntının İçinde Malatya Uyandım… Aslında uyanmak denmez buna. Yer, gök, duvarlar; her şey aynı anda üzerime yürüdü. Saatin kaç olduğunu bilmiyorum, zaman durmuştu. Dondurucu bir soğuk vardı ama asıl üşüten şey, iliklerime kadar işleyen o korkuydu. Yatak değil, şehir sallanıyordu. Malatya sallanıyordu. İlk düşüncem ev değildi, kendim değildim… Çocuklarım geldi aklıma. “Onlar nerede? Nefes alıyorlar mı?”
Bitmeyen Sarsıntının İçinde Malatya
Uyandım…
Aslında uyanmak denmez buna. Yer, gök, duvarlar; her şey aynı anda üzerime yürüdü. Saatin kaç olduğunu bilmiyorum, zaman durmuştu. Dondurucu bir soğuk vardı ama asıl üşüten şey, iliklerime kadar işleyen o korkuydu. Yatak değil, şehir sallanıyordu. Malatya sallanıyordu.
İlk düşüncem ev değildi, kendim değildim…
Çocuklarım geldi aklıma.
“Onlar nerede? Nefes alıyorlar mı?”
Bir babanın kalbine aynı anda binlerce bıçak saplanır mı? O an saplandı. Ayaklarım titreyerek çocukların odasına koştum. Kar, camdan içeri savrulmuş gibiydi. Hava eksi derecelerdeydi ama ben ter içindeydim. Onları sağ salim görünce dizlerimin bağı çözüldü. Şükür kelimesi boğazımda düğüm oldu.
Sarsıntı durdu sandım…
Ama durmadı.
Malatya’da hiçbir şey durmadı o gece. Ne binalar, ne dualar, ne de gözyaşları.
Gazeteciydim. O an bunu hatırlamak istemedim ama telefonum susmuyordu. Ulusal kanallar arıyordu. “Malatya’da durum nedir?” diye soruyorlardı. Nasıl anlatılırdı bir şehrin çöküşü? Nasıl kelimelere sığardı enkazın altındaki çığlıklar? Titreyen sesimle bağlandım canlı yayına. Cümlelerim yarım, nefesim kesikti. Çünkü ilk depremin şokunu atlatamamıştım.
Sonra…
İkinci deprem geldi.
O an Malatya, bir şehir olmaktan çıktı.
Bir enkaz yığınına dönüştü.
Sokaklar tanınmaz hale geldi. Cadde dediğimiz yerler, sessiz bir mezarlık gibiydi. Kar yağıyordu. Beyaz örtü, gri yıkımı kapatamıyordu. Her yıkıntının altında bir hayat, her sessizlikte bir feryat vardı.
Çocukların üşüyen ellerini tutarken, bir yandan mikrofonu tuttum. Hem baba, hem gazeteci, hem de bu şehrin evladıydım. Anlatırken ağladım. Ağladığımı gizleyemedim. Çünkü bu acı profesyonelliği kabul etmiyordu.
Ama karanlığın içinde bir ışık yandı.
Devlet geldi.
Millet geldi.
Askerler enkaz başındaydı, polisler yolları açıyordu. Belediyeler, iş makineleriyle zamana karşı yarışıyordu. Tanımadığımız insanlar battaniye uzattı, sıcak çorba getirdi. Bir ekmeği üçe böldük, bir ateşin etrafında birbirimize yaslandık. O soğuk gecede bizi ayakta tutan şey, dayanışmaydı.
Malatya yıkıldı ama yalnız kalmadı.
Birlikte ağladık, birlikte ayağa kalktık.
Bugün hâlâ her sarsıntıda kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor. Çocuklarım hâlâ geceleri irkilerek uyanıyor. Ama biliyorum; bu şehir acının içinden yeniden doğacak. Çünkü 6 Şubat bize bir şeyi çok net öğretti:
Devlet ve millet el ele verdiğinde, en büyük enkazın altından bile umut çıkar.