Advert
Advert

DARBE(DİLEN) GELECEK!

Şubatın ayazı sadece havayı değil, memleketin ruhunu da dondurmuştu. Malatya sokaklarında bir tedirginlik dolaşıyor, çay ocaklarında fısıltılar, okul önlerinde barikatlar, ekranlarda brifing üstüne brifing… Üniformalı cümleler kuruluyor, sivil hayat hizaya sokuluyordu.

Yayınlanma Tarihi : Google News
DARBE(DİLEN) GELECEK!
Reklam Reklam


Biz gençtik.
Malatya İmam Hatip Lisesi’nin avlusunda kar erirken içimizde başka bir şey donuyordu: Gelecek.
“İmam hatip mezunu sadece ilahiyat okuyabilir.” dediler.


Katsayı dediler; adaletin terazisine kurşun koydular. Başörtüsü dediler; üniversite kapılarını zincirlediler. Bu sadece bize değil, Türkiye’nin yarınlarına vurulan darbeydi.


Gösterilere çıktık.


Copun havayı yaran sesi, pankartların yere düşüşü, sırtımıza inen jop… O gün anladım: Devlet bazen evladına sert davranabiliyor. Ama biz devleti düşman bilmedik. Çünkü bize öğretilen şuydu: Hükümetler gelip geçer, devlet milletindir.


Sonra o gece…


Haber kıvılcım gibi yayıldı:


Şire Pazarı Polis Karakolu’nda üniversiteli kızlar… Suçları başörtüsü. Nezarette tutuluyorlardı.


Bir şehrin kalbi yerinden oynadı. Kepenkler indi, dualar yükseldi. Akpınar’dan bir siluet yürüyordu.


Ramazan Keskin hoca… Bir eli cebinde, bir eli havada. İlk haykırışı o attı:


“Bu memleket sahipsiz zannediliyorsa sahipsiz değildir, kızlarımızın başörtüsüne uzanan eller hesap verecektir "


Karakolun önü binlerce vatan evladı ile doldu. O an Malatya için küçük, bizim için büyük bir kıvılcım çaktı.
Ama zulüm sadece sokakta değildi.


Bazı öğretmenler hedef seçildi. Bazıları sürgün edildi, bazıları susturuldu. Ve bir gün öğrendik ki, Zeki Hoca yıllarca hapis yatmış…

28 Şubat’ın karanlığında bir öğretmenin ömründen koparılan yıllar… Bir sınıfın ışığı söndü, bir neslin duası çoğaldı. Suçu neydi? İnancından taviz vermemek, öğrencisini savunmak, başörtülü kızların yanında durmak.
İşte darbe buydu:
Bir öğretmenin hücresinde çürüyen umut.
Bir kızın üniversite kapısında sönen hayali.
Bir gencin sırtındaki cop izi.


Ertesi gün sınıfta hava ağırdı. O sırada hocamız, Ramazan Geleri içeri girdi. Tahtaya hiçbir şey yazmadı. Gözleri dolarak dedi:
“Evlatlarım… Sabredin. Asıl ebter olan onlar…”
Bir hocanın gözyaşı, bir neslin hafızasına kazınır.
O gün biz sadece yasaklara değil, sabra da kaydolduk.
28 Şubat bir tarih değildi.
Bir neslin omzuna çöken karanlıktı. Başörtüsüne vurulan mühür, katsayıyla kırılan umut, hapse atılan öğretmen, copla susturulmak istenen itiraz… Ama en çok da insan haklarına indirilen görünmez darbeydi.


Bugün geriye bakınca görüyorum:


Bir memleket kendi çocuklarını korkutabilir… Ama onların duasını susturamaz.


Katsayıyla hesap yapılır… Ama vicdan hesaba sığmaz.


Bir öğretmeni hapse atarsın… Ama öğrettiği hakikati zincire vuramazsın.


Ve biz o günlerden bir cümle taşıdık bugüne:


Bir nesli susturmak isteyenler oldu… Ama bir milletin vicdanını susturamadılar.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Reklam

Reklam