Darende'de Somuncu Baba Külliyesi'nin avlusunda, cenaze kalabalığının arasında bir el omzuma dokundu. Kalabalıkların birbirini görmezden geldiği bir zamanda, o dokunuş sadece bir selam değildi; "Seni fark ettim" demenin, "Hoş geldin" demenin, insanı insan yerine koymanın sessiz bir ifadesiydi.
O el, geçmiş dönem Darende Belediye Başkanı İsa Özkan Bey'in eliydi. Defin sonrasında ikram ettiği bir fincan kahve de kahveden öte bir anlam taşıyordu. Aramızda ne bir ticaret vardı ne bir siyaset ne de bir menfaat bağı. Fakat bazı insanlar vardır; makamlarıyla değil, samimiyetleriyle yer ederler. Karşılaştığında size kendinizi misafir değil, ev sahibi kadar yakın hissettirirler.
İnsan bazen yıllarca konuşur da bir iz bırakamaz; bazen de bir el dokunuşu, bir hâl hatır soruşu, bir kahve ikramı hafızaya kazınır. Çünkü sözden önce hâl konuşur. İsa Bey'de gördüğüm de buydu; aslından kopmadan yaşayan, doğrularını günübirlik hesaplara değişmeyen, eğilip bükülmeden durabilen bir karakter.
Böyle insanlar bana eski çınarları hatırlatır. Fırtınalar gelir geçer, mevsimler değişir, dalları yorulur ama kökleri yerinden oynamaz. Bugün ise kökünden çok gölgesini düşünen insanların çoğaldığı bir zamanda, özüyle sözü arasında mesafe olmayan insanlar gittikçe azalıyor.
Dünya değirmeni dönmeye devam ediyor. Makamlar değişiyor, alkışlar susuyor, kalabalıklar dağılıyor. Geriye ise insanın bıraktığı iz kalıyor. Bir omza dokunan el, bir gönülde açılan kapı, bir fincan kahvenin hatırı...
Belki de asıl soru şudur: Dünya dönüyor, çark durmadan işliyor; peki biz nerede duruyoruz? Rüzgârın önünde savrulan yaprak gibi mi, yoksa kökü hakikate tutunmuş bir çınar gibi mi?
Bu dünyanın devranına aldanmadan, olduğu gibi kalabilenlere; menfaatin değil, şahsiyetin yanında duranlara; bir insanı fark etmeyi hâlâ marifet bilenlere selam olsun. Çünkü gün gelir makam unutulur, servet unutulur, hatta isimler bile unutulur. Ama gönle dokunan bir elin sıcaklığı unutulmaz.