Tarih, sadece güçlünün yazdığı bir metin değil, aynı zamanda kelimelerin içinin nasıl boşaltıldığının da en büyük tanığıdır. Ortadoğu halkları için "özgürlük" kelimesi, okyanus ötesinden gelen bir vaat olmaktan çıkıp; gökyüzünden düşen bombaların ve yıkılan şehirlerin habercisi haline geldi.
Bölge, Batı’nın "özgürlük" lügatini kanla tecrübe ederken; dünya, uluslararası hukukun aslında kâğıt üzerinde bile kalmadığı karanlık bir döneme şahitlik ediyor.
Uluslararası Sular ve Hukukun Sonu
Geçtiğimiz günler, küresel adaletin bir seraptan ibaret olduğunu bir kez daha kanıtladı. Uluslararası sularda, sadece insani yardım ve özgürlük taşıyan bir filoya yapılan saldırı, hukukun bittiği yerdir. Özgürlük aktivistlerinin kaçırılmasına, sivil girişimlerin zorbalıkla durdurulmasına karşı sessiz kalan Avrupa ve uluslararası hükümetler, bu eylemleriyle kendi savundukları değerlerin tabutuna son çiviyi çakmışlardır. "Uluslararası hukuk" kavramı, eğer sadece belli odakların çıkarlarını korumak için kullanılıyorsa, artık bir adalet mekanizması değil, suç ortaklığının kılıfıdır.
Avrupa’nın "Bilmeme" Sanatı
Ortadoğu’nun alevleri bölgeyi yakıp kavururken, Avrupa’nın takındığı "bilmiyormuş" rolü artık inandırıcılığını yitirmiştir. Kendi sınırları içinde en küçük hak ihlalini devleştirenlerin, Ortadoğu’da işlenen sistematik suçlar ve hukuksuzluklar karşısında sergilediği bu dilsiz şeytanlık, tarihin "kara leke" hanesine çoktan not edilmiştir. Bu sessizlik, sadece bir ilgisizlik değil, aynı zamanda küresel bir çürümüşlüğün ilanıdır.
Stratejik Kaos: İran, ABD ve İsrail
Bugün bölgede tırmanan gerilim, bu köklü stratejinin bir parçasıdır. Sahne değişse de senaryo aynıdır: Bölgeyi istikrarsızlaştır, çatışmayı körükle ve bu kaos üzerinden güç devşir. Bu denklemde doğrular değil, güçlünün fısıldadığı yalanlar manşetleri süslemektedir. Kendi ekibinin uyarılarını hiçe sayıp, karanlık odakların ve savaş kabinelerinin ağzına bakan liderlik anlayışı, dünyayı uçurumun kenarına sürüklemektedir.
Tarihin Not Defteri
Mevcut yönetimlerin, masum hayatları hiçe sayan bir barbarlığın her adımına onay vermesi; meselenin siyasi bir tercihten öte, ahlaki bir bitiş olduğunu gösteriyor. Bebek katillerinin direktifleriyle şekillenen bu dış politika, insanlığın ortak vicdanında mahkûm olmuştur.
Dünya halkları artık süslü "demokrasi" nutuklarına ve sahte "insaniyet" gözyaşlarına inanmıyor. Uluslararası suların hürriyetini ve insanlık onurunu koruyamayan bir sistem, meşruiyetini kaybetmiştir. Tarih, bu sessizliği ve bu çürümüşlüğü asla unutmayacak; o "kara leke", bu dönemin tüm aktörlerinin alnında birer utanç belgesi olarak kalacaktır.