Advert
Advert

SAMİMİYETİN USTASI 'NA!

Bir çift ayakkabının içine yalnızca taban ve deri sığmaz; alın teri, sabır, dua ve insanın kalbinden kopup gelen samimiyet de sığar. Onun hikâyesi tam da böyle başladı. İstanbul’un dar sokaklarında, Gedikpaşa’nın ayakkabı kokan atölyelerinde bir çırak olarak… İpliğin düğümünü çözerken hayatın düğümlerini de çözmeyi öğrendi. O günlerde cebinde para azdı belki ama gönlünde inanç büyüktü. Çünkü o, yokluğu tanıyordu. Yoklukla kavga etmeyi değil, yokluğu sabırla yoğurmayı biliyordu. At arabacılığı yaptı. Yük taşıdı ama asıl taşıdığı, ailesinin umuduydu. Taksim’de tablo sattı; kimi gün rüzgâr yüzüne sert esti, kimi gün insanlar yüzünü görmeden geçti.

Yayınlanma Tarihi : Google News
SAMİMİYETİN USTASI 'NA!
Reklam Reklam

Tahtakale’de işportacılık yaptı; kaldırım taşlarını kendine dükkân bildi. Ama hiçbir gün şikâyeti diline dolamadı. “Yok” kelimesini lügatinden sildi. Çünkü o, imkânsızlıkları bahane değil basamak yaptı.


Sonra bir marka doğdu: Marcomen.


Gedikpaşa’daki o mütevazı başlangıç, bugün milyon adetlik üretimlere ulaştı. Ama o büyürken ne kalbi küçüldü ne hafızası silindi. Geldiği yeri unutmadı.

Çıraklığın tozunu hâlâ omzunda bir hatıra gibi taşır.
Onu farklı kılan yalnızca ticari başarısı değildir. O, ahlâkı işine katmış bir zanaatkârdır. Deriyi işlerken insan onurunu incitmemeyi öğrenmiştir.

Fabrika onun için yalnızca üretim yapılan yer değildir; emekçinin ekmek kazandığı bir yuvadır. İşçinin çalışma ortamına, konforuna, huzuruna önem verir. Çünkü bilir ki makine demirden, üretim insandandır.
Aile…
Onun hayatında en güçlü sütundur. Başarının baş döndürücü rüzgârına kapılmadan sofraya oturabilmek, evlatlarının gözünün içine bakabilmek,

anne-baba duasını omzunda taşımak… İşte onun gerçek zenginliği budur. Servetin değil, vefanın miras bırakılacağına inanır.
Memleketi Malatya’ya olan bağlılığı ise ayrı bir başlıktır. Sanayici kimliğiyle yalnızca üretim yapmaz; istihdam sağlar, umut olur. Memleket toprağına yatırım yapmayı bir borç bilir.

Çünkü bilir ki insan kökünden beslenir. Kökü kuruyan ağacın gölgesi olmaz.
O, kazandıkça dağıtan, büyüdükçe eğilen bir insandır.

Samimiyeti dilinde değil hâlindedir. Yardım ederken gösterişe kaçmaz, destek olurken minnet beklemez. “Bugün yok” dememek için çabalayan, mümkün mertebe el uzatan müstesna bir gönül adamıdır.
Yusuf Özdal’ın hikâyesi; azmin, sabrın ve inancın ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Yokluktan gelip varlığına kibir bulaştırmayanların hikâyesidir.
Ahlâk ile ticareti aynı terazide tartabilenlerin hikâyesidir.


Ve belki de en çok şunu anlatır:


Gerçek ustalık yalnızca ayakkabı yapmak değil, insan kalbine iz bırakmaktır.

Yusuf ÖZDAL'ın hikâyesi yalnızca bir sanayicinin yükselişi değildir; bir karakter inşasının, bir ahlâk terbiyesinin hikâyesidir.
Fabrikasının duvarında büyük puntolarla asılı bir söz vardır:


“İnsan bir fabrika olsaydı sadece mazeret üretirdi.”
O söz, aslında onun hayat özetidir.
Çünkü onun lügatında mazeret yoktur.
Zorluk vardır ama geri adım yoktur.
Engel vardır ama şikâyet yoktur.


Gedikpaşa’nın dar atölyelerinden başlayan yolculukta, at arabacılığı yaptığı günlerde de, Taksim meydanında tablo sattığı vakitlerde de, Tahtakale’de işportacılık yaparken de aynı bakış vardı gözlerinde:
İğnenin deliğinden Hindistan’ı görebilen bir ufuk…


O, küçük düşünmez. Çünkü küçük düşünenin büyük yürüyemeyeceğini bilir. Vizyon onun için süslü bir kelime değil, her sabah yeniden ayağa kalkma sebebidir.

Bir ayakkabının kalıbını çıkarırken aslında geleceğin kalıbını çıkarır.
Marcomen bugün milyon adetlik üretim yapıyorsa, bu yalnızca makine gücüyle değil; mazeretsiz bir irade, sabırlı bir inanç ve sarsılmaz bir ahlâk anlayışıyladır.
Bulunduğu ortamda sürekli iş konuşmaz.
Onun sohbetinde rakamdan önce insan vardır.
Cirodan önce karakter.
Planlardan önce samimiyet.


Çünkü bilir ki; iş büyür ama insan küçülürse başarı eksiktir.
Memleketi Malatya’ya yatırım yaparken de, işçisinin çalışma ortamını iyileştirirken de, ailesiyle aynı sofraya otururken de aynı çizgidedir:
Ahlâkın olmadığı kazanç, kazanç değildir.
Samimiyetin olmadığı büyüme, büyüme değildir.
O yüzden onun başarısı sadece sanayici kimliğiyle ölçülmez.
O, kalbiyle üretir.
Vicdanıyla büyür.
Ve geldiği yeri hiç unutmadan yürür.
Belki de en büyük zenginliği budur:
Mazeret üretmeyen bir irade,
Küçük düşünmeyen bir vizyon,
Ve işten önce insanı konuşan bir gönül…

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Advert