Advert
Advert

Siyaset Bilimci | Jeopolitik ve Güvenlik Araştırmacısı Onur Yıldırım Yazdı; Kural Tanımaz

14 Haziran 2026'da ABD ile İran, Pakistan'ın arabuluculuğuyla 14 maddelik bir mutabakata vardı. Anlaşma yalnızca iki ülkeyi değil, Lübnan'ı da kapsıyordu. Savaş duracaktı. Birkaç gün sonra, 26 Haziran'da Washington masasında Lübnan ile İsrail arasında çerçeve anlaşması imzalandı. Bölge nefesini tuttu.

Yayınlanma Tarihi : Google News
  Siyaset Bilimci | Jeopolitik ve Güvenlik Araştırmacısı  Onur Yıldırım Yazdı; Kural Tanımaz
Reklam

Reklam

İsrail ise aynı gün Güney Lübnan'ı bombaladı. Bu tesadüf değil, alışkanlık. İsrail'in ateşkes ihlalleri artık o kadar sistematik bir hal aldı ki uluslararası kamuoyu bunu bir "olay" olarak değil, bölgenin olağan ritmi olarak değerlendiriyor. 2 Mart'tan bu yana Lübnan'a düzenlenen saldırılarda 4 bin 246 kişi hayatını kaybetti, 1,2 milyon insan yerinden edildi. Kasım 2024'te imzalanan ateşkes anlaşmasının ardından bile saldırılar tek bir gün durmadı. Nebatiye'ye İHA, Deyr Suryan'a savaş uçağı, Şeba ve Şuya'ya misket bombası, Hiyam'da evler ateşe verildi. Lübnan ordusu bir defin törenine eşlik ediyordu; İsrail askerleri mezarlıkta cenazeye gidenlere ateş açtı. İki kişi orada, o toprakta öldü. Bunları anlamlandırmak için uluslararası hukuka bakmak yeterli. 1949 Cenevre Sözleşmeleri sivillerin korunmasını emreder. BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini ve ateşkese uymasını açıkça zorunlu kılar. Her ikisi de kağıt üzerinde duruyor. Netanyahu geçen hafta önemli bir şey söyledi. "İsrail dış destekten bağımsız olmalı" dedi. Bu cümleyi ciddiye almak gerekiyor çünkü son derece açıklayıcı. İsrail'in savunma bütçesinin büyük bölümü ABD yardımıyla karşılanıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in ifadesiyle "Son 3 ayda, vatanınızı koruyan silahların üçte ikisi Amerikan elleriyle üretildi ve Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla karşılandı." BM Güvenlik Konseyi'ndeki her ateşkes kararı Washington'un vetosuyla düşürüldü. Uluslararası Ceza 

 

Mahkemesi'nin Netanyahu hakkındaki tutuklama kararının fiiliyata geçmesi Batılı devletlerin pasif tavrıyla engellendi. Bu tablo içinde Netanyahu'nun "bağımsızlık" söylemi aslında şunu anlatıyor: Batı'nın sunduğu zemin artık o kadar sağlam ki üzerinde duran taraf bu zemini kendine ait sanmaya başlıyor. Müttefikini yok sayabiliyor, ateşkesi tanımıyor, uluslararası mutabakatları kağıt parçası olarak görüyor. Ve bunun herhangi bir ciddi bedeli olmuyor. Vance da Netanyahu hükümetindeki aşırı sağcı bakanları eleştirdi, doğru. Ama bu eleştiri sistemin kendisini sorgulamıyor. Silah üretmeye devam ediliyor, diplomatik koruma sürüyor, yapısal destek değişmiyor. Gazze'de 68 binden fazla insan öldü. The Lancet'in yayımladığı araştırma, dolaylı ölümler hesaba katıldığında bu rakamın çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğu kadın ve çocuk. Doktorlar, gazeteciler, BM çalışanları var aralarında. Kamal Adwan Hastanesi defalarca bombalandı; müdürü kaçırıldı. Okullara, pazarlara, camilere saldırılar düzenlendi. Ocak 2025'teki ateşkes Mart'ta İsrail'in yeniden saldırıya geçmesiyle çöktü. Lübnan'da savaş ilan edilmeden önce 2024 yılı boyunca Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlar sürdü. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah Eylül 2024'te öldürüldü. Ekim 2024'te İsrail Güney Lübnan'ı işgal etti. Kasım'da ABD arabuluculuğunda ateşkes imzalandı. 2025 boyunca yüzlerce kez ihlal edildi. Şubat 2026'da İsrail yeniden büyük çaplı saldırılara başladı. Nisan'da Trump 10 günlük geçici ateşkes duyurdu; uzatıldı, yeniden uzatıldı. Ve İsrail vurmaya devam etti. Bu kronoloji önemli çünkü ortada bir örüntü var: Her ateşkes bir sonraki saldırının hazırlık süresi olarak kullanıldı. Her anlaşma metninin altına imza atıldı, her anlaşma birkaç saat içinde fiilen çiğnendi. Bu noktada Türkiye'nin tutumunu ele almak gerekiyor; hem onurlu hem de yalnız bir tutum. Türkiye Gazze harekatını soykırım olarak tanımladı. UCM'nin Netanyahu hakkındaki tutuklama kararını açıkça destekledi. Mayıs 2024'te İsrail ile tüm ticari ilişkilerini askıya aldı. Hamas'ı terör örgütü olarak tanımayı reddetti. Erdoğan uluslararası platformlarda defalarca açık bir dil kullandı.

 

 

Bu tutumun bedeli de oldu. İsrail ile 2022'de başlayan normalleşme süreci çöktü. Türk-İsrail ticaret hacmi büyük ölçüde eridi. Bazı Batılı başkentlerle ilişkiler gerindi. Ama asıl sorun şu: Türkiye bu tavrı büyük ölçüde yalnız sergiledi. Abraham Anlaşmaları ile İsrail ile normalleşen Körfez ülkeleri farklı bir denge kuruyor. Mısır sessiz kalmayı tercih ediyor. Batı Avrupa "endişe duyuyoruz" seviyesinde takılı. Bu dengelerde Türkiye'nin sesi ahlaki açıdan güçlü, ama stratejik açıdan yalnız. Ses önemli. Ama ses, arkasında örgütlü bir diplomatik blok olmadan havada kalıyor. Tarihte hiçbir hukuk sistemi yaptırım mekanizması olmadan ayakta duramadı. Uluslararası sistemin bugün yaşadığı kriz tam da bu: Kurallar var, kurumlar var, kararlar var. Ama uygulatacak irade yok. BM Güvenlik Konseyi'nin yapısı bu iradesizliği kurumsal hale getirdi. Daimi üye statüsü ve veto hakkı, güçlü devletlerin ya da onların müttefiklerinin hesap vermesini yapısal olarak engelliyor. Bu yapının değişmesi için güçlünün rızası gerekiyor ki güçlü zaten bu yapıdan faydalanıyor. Çözüm bu yapıyı kırmaktan geçiyor. Veto hakkının kısıtlanması, uluslararası yargı kararlarını icra edecek bağımsız bir mekanizmanın kurulması, insani hukuk ihlallerinde muaf tutulacak devlet tanınmaması. Bunlar ütopya değil, tartışma masasına gelen somut reformlar. Ama tartışmada kalmaya devam ediyor. Bu arada Lübnan'da bu sabah da birisi vuruldu. Türklerin bir sözü var: "Zulüm ile abat olunmaz." Yani zulümle kalıcı bir düzen kurulamaz. Bu coğrafyada bu söz çok test edildi, hep doğru çıktı. 4 bin 246 insanın öldüğü, 1,2 milyonun sürgün edildiği, ateşkes kararlarının mürekkep kurumadan çiğnendiği bir tablo karşısında "endişe duyuyoruz" demek artık yetmez. Hesap sorulmuyorsa bu hesap birikir. Tarih, ertelenmiş adaleti her zaman geri talep etti. Türkiye'nin görevi bu borcu hatırlatmaya devam etmek. Yalnız da olsa.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Reklam