Bir ay geldi adına rahmet dedik; biz onu açlığa indirdik. Oruç tuttuk ama irademizi tutamadık. Mideler sustu, öfke susmadı. Diller susmadı, kalpler yumuşamadı. Eskiden bir edep vardı. Oruç tutmayan bile sokakta sakız çiğnemezdi. Kimse kimsenin ibadetini tartmazdı ama saygıyı bilirdi. Mesele aç kalmak değildi; mesele başkasının hassasiyetini incitmemekti. Şimdi herkes gergin. Trafikte, sokakta, dükkânda… Bir söz söylüyorsun kavga, bir uyarı yapıyorsun kırgınlık. Herkesin dili keskin, herkesin eli tetikte.
Oysa bir vakitler başka bir hâl vardı. Kuluncak’ta teravihlerde yer bulunmazdı. Bir köy, her akşam aynı aşkla koşa koşa camiye dolardı. Sanki herkes aynı kalbin içinde atardı.
Ramazan başlarken Müezzin Ali Dayı minareden merhaba ilahileri okurdu. Sevinçli bir çocuk gibiydi sesi; şen, berrak, umut dolu… Günler geçtikçe kasideler değişirdi. Son günlerde sesi titrer, gözleri dolar, elveda şehr-i Ramazan derdi. Cemaat de ister istemez o titreyen sese ortak olurdu. Kimse yüksek sesle ağlamazdı ama bütün köyün içinde bir şey kırılırdı. Yaşlılar gurbete bir yıllığına evlat gönderen ana gibi Ramazan’ın ardından sessizce gözyaşı dökerdi.
Herkesin aklından aynı cümle geçerdi: “Bir daha nasip olur mu?” O yüzden insanlar sadece oruç tutmazdı, oruca teslim olurdu.
Bugün ise insan kendi acziyle baş başa: Tut bizi ey oruç, biz seni tutamadık. Midelerimizi tuttuk belki ama öfkemizi, dilimizi, nefsimizi tutamadık.
Bir zamanlar köyleri ağlatan o kaside şimdi şehirlerin gürültüsünde kayboldu. İmkânlar büyüdü. Kara lastikle kararan ayaklar süslü kunduralara kavuştu, bisküvi arasındaki lokumu lüks sayan çocuklar Antep fıstıklı baklavalarla tanıştı. Ama bir şey eksildi. Kıtlık artık sofralarda değil, gönüllerde. Bereket, şükürsüzlükten terk-i diyar etti. Vicdanlar, pırıl pırıl takım elbiselerin içinde yavaş yavaş karardı. El-hasıl, yokluk içinde gürleşen insanlığımız varlık içinde sararıp soldu, kurudu geçti.
İnsan içinden sessizce fısıldıyor: Tut bizi ey oruç… çünkü biz seni tutacak kadar sade ve samimi kalamadık.
Ben ise çocukluğumun sevincine akran olan o Ramazanları özledim. Açlığın ve susuzluğun masum yüzümüzde sevinç olduğu, iftar sevincinin gözlerimizde umut gibi parladığı Ramazanları… Çok özledim ben eski beni ve de eksilenlerimi...