Rotterdam: Suyun İçinden Kurulan Kent
Rotterdam: Suyun İçinden Kurulan Kent
Rotterdam’ı yalnızca haritalar, planlar ya da akademik metinler üzerinden okumak eksik kalır. Bu yazıda ele alacağım Kop van Zuid ve Van der Zuid çevresi, benim için defalarca gidip geldiğim, farklı zamanlarda yürüdüğüm ve her seferinde başka bir katmanını fark ettiğim alanlardan biri. Bu nedenle aşağıda aktaracağım değerlendirmeler, akademik kaynakların yanı sıra sahada edinilmiş kişisel gözlemlerle de şekillenmiştir.
Rotterdam, klasik anlamda doğal bir Avrupa kenti değildir; aksine suyla sürekli mücadele eden değil, suyu yöneten bir planlama kültürünün ürünüdür. Kentin adı, Rotte Nehri üzerine kurulan bir “dam”dan gelir ve bu dam, yalnızca bir su kontrol yapısı değil, balıkçılık, ticaret ve pazar faaliyetlerinin kesiştiği erken bir yerleşim odağıdır. Ortaçağ’dan itibaren Rotterdam, polder mantığıyla gelişmiş; yani doğal hâliyle yaşama elverişli olmayan topraklar, setler, kanallar ve pompalar aracılığıyla kontrol altına alınarak kentsel yaşama açılmıştır. Bu nedenle Rotterdam’ın kentsel formu, estetikten önce hidrolojik zorunluluklar tarafından belirlenmiş; kent, suyla kurduğu bu teknik ilişki üzerinden büyümüştür. II. Dünya Savaşı’nda büyük ölçüde yıkılan kent merkezi ise, savaş sonrası dönemde geçmişi yeniden inşa etmekten çok, geleceği tasarlamayı tercih eden radikal bir modernleşme sürecine girmiştir.
Güney Burnu: Kop van Zuid’in Dönüşüm Öncesi Durumu
Kop van Zuid, Maas Nehri’nin güney kıyısında yer alan ve kentin merkezine doğru uzanan bir çıkıntı, yani “güney burnu” olarak tanımlanır. Bu alan, uzun yıllar boyunca rıhtımlar, tersaneler, depolar, demiryolu hatları ve limanla ilişkili sanayi yapılarıyla şekillenmiş; üretim ve lojistik odaklı bir çalışma bölgesi olarak kullanılmıştır. Liman faaliyetlerinin zamanla nehrin batısına, açık denize doğru taşınmasıyla birlikte Kop van Zuid işlevini yitirmiş, demiryolu hatları ve nehir tarafından çevrelenmiş, kentten kopuk ve büyük ölçüde terk edilmiş bir alana dönüşmüştür. Fiziksel kopukluk, sosyal ve ekonomik gerilemeyi de beraberinde getirmiş; alan, uzun süre Rotterdam’ın en itici ve dışlanan bölgelerinden biri olarak algılanmıştır.
Bugün alanda yürürken bu kopukluğun izleri hâlâ okunabilir; ölçek farkları, geniş rıhtım boşlukları ve eski endüstriyel izler, bölgenin geçmişte kente nasıl sırtını döndüğünü açık biçimde hissettirir. Bununla birlikte dönüşüm sürecinde alanın neredeyse tamamı yeniden ele alınmış olsa da, bazı eski duvar ve yapı kalıntılarının özellikle korunarak peyzaj içinde birer nesne elemanı gibi kullanıldığı görülür. Bu kalıntılar, Kop van Zuid’in endüstriyel belleğini silmeden dönüştürme niyetini, en sade ve etkili biçimde ortaya koyar.
Nasıl Bir Kentsel Dönüşüm? Planlı ve Kamu Öncülüğünde
Kop van Zuid için geliştirilen kentsel dönüşüm yaklaşımı, rastlantısal bir piyasa hareketi ya da yalnızca özel sektör odaklı bir yenileme değildir. Proje, Rotterdam Belediyesi’nin öncülüğünde, planlı ve uzun vadeli bir kamu yatırımı olarak kurgulanmış; altyapı ve ana kararlar kamusal irade tarafından belirlenmiştir. Devlet, özellikle ilk aşamada büyük ölçekli altyapı yatırımlarını üstlenmiş; özel sektör ise bu güçlü kamusal zemin üzerine, parça parça ve kontrollü biçimde sürece dâhil olmuştur. Bu yönüyle Kop van Zuid, tamamen devletçi ya da tamamen piyasa odaklı bir dönüşümden ziyade, kamu liderliğinde yönlendirilen ve özel sektörle dengeli bir iş birliğine dayanan bir kentsel dönüşüm modeli olarak öne çıkar.
Bu planlı yapı, sahada hissedilen bir niteliğe dönüşür. Kop van Zuid, bir mimar ya da şehir plancısı için her adımında haz veren; her mekânsal dokunuşu üzerine konuşma isteği uyandıran bir bölge olarak okunur. Kararların rastlantısal değil, ardışık ve bilinçli biçimde alındığı; dönüşümün bir bütün olarak ele alındığı bu yaklaşım, alanı yalnızca “yenilenmiş” değil, düşünülmüş bir kent parçası hâline getirir.
Yeni Alanın Amacı: Kentliyi Geri Çağırmak ve İmajı Dönüştürmek
Kop van Zuid’in yeniden geliştirilmesindeki temel hedef, yalnızca fiziksel bir alan üretmek değil; Rotterdam’ın güneyini kent yaşamının aktif bir parçası hâline getirmektir. Proje, bir yandan Rotterdam halkını –özellikle orta sınıf ve eğitimli nüfusu– yeniden kent merkezine çekmeyi, diğer yandan kentin uluslararası imajını güçlendirmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle alan, turistik bir vitrin olmanın ötesinde; konut, ofis, eğitim, kültür ve kamusal alanların bir arada bulunduğu karma kullanımlı bir kentsel parça olarak tasarlanmıştır. Amaç, yalnızca ziyaret edilen değil, yaşanan ve günlük hayatın parçası olan bir kent bölgesi yaratmaktır.
Bugün bölgede gündelik yaşam incelendiğinde, Kop van Zuid’in yalnızca gezilen bir merkez değil; konut kullanıcıları, ofis çalışanları ve kamusal alanları aktif biçimde kullanan kentlilerle yaşayan bir alan hâline geldiği açıkça görülmektedir.
Hedeflere Ulaşmak İçin Kamusal Altyapı Hamleleri
Bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için dönüşümün ilk ve en kritik adımı, güçlü altyapı ve kamusal yatırımlar olmuştur. Maas Nehri’nin bir engel olmaktan çıkarılıp bağlayıcı bir kentsel omurgaya dönüşmesi, bu sürecin simgesel adımıdır. Bu bağlamda inşa edilen Erasmus Köprüsü (Ben van Berkel / UNStudio, 1996), yalnızca iki yakayı bağlayan bir geçiş elemanı değil, Kop van Zuid’i kent merkezine eklemleyen güçlü bir kentsel jesttir.
Ancak bu hamle, yalnızca altyapı ve üstyapı meselesi olarak okunamaz. Erasmus Köprüsü ve onu takip eden ulaşım yatırımları, Rotterdam’ın şehir siluetine birinci dereceden dokunan, kenti temsil eden bir vitrin hâline gelmiştir. Köprü, nehir boyunca oluşan yeni siluetin en belirgin odak noktası olurken; metro, tramvay ve yer altına alınan demiryolu hatları, bu estetik kurgunun kent ölçeğinde işlemesini sağlamıştır. Planlanan yeni metro hattının ise batı–güney–doğu aksında bütünleşik bir ulaşım omurgası oluşturarak 2028 yılına kadar Feijenoord bölgesine ulaşması hedeflenmektedir. Bu yatırımlar, Kop van Zuid dönüşümünün yalnızca mimari değil, görsel ve mekânsal anlamda da Rotterdam’ı yeniden tanımlayan bir proje olduğunu gösterir.
Mimarlık Ofislerinin Rolü, Projelerin Önemi ve Şehir Siluetine Etkisi
Kop van Zuid’in kentsel dönüşüm sürecinde mimarlık, yalnızca yapı üretimiyle sınırlı bir araç olarak değil, Rotterdam’ın yeni kimliğini kuran stratejik bir bileşen olarak ele alınmıştır. Proje alanı, tekil ve homojen bir mimari dil yerine, bilinçli olarak farklı mimarlık ofislerinin üretimleriyle katmanlı bir siluet oluşturacak şekilde planlanmıştır. Bu yaklaşım, Kop van Zuid’i sıradan bir konut ve ofis bölgesi olmaktan çıkararak Rotterdam’ın çağdaş mimarlık vitrini hâline getirmiştir.
Bu çerçevede alanın simgesel yapıları, özellikle uluslararası ölçekte tanınan mimarlık ofislerine emanet edilmiştir. Norman Foster tarafından tasarlanan World Port Center (2000), liman kenti kimliğini temsil eden düşey bir işaret olarak kurgulanmış; yüksekliği ve net geometrisiyle Maas kıyısında güçlü bir referans noktası oluşturmuştur. Yapı, Rotterdam’ın küresel ticaret ve iş dünyasındaki rolünü mimari bir sembole dönüştürür.
Benzer şekilde, Rem Koolhaas ve OMA tarafından tasarlanan De Rotterdam (2013), Kop van Zuid’in karma kullanım hedefinin en radikal mimari karşılığıdır. Üçlü kule formu, konut, ofis ve otel işlevlerini tek bir megastrüktür içinde birleştirirken, kentin siluetine yataydan çok düşeyde yoğunlaşan yeni bir ölçek kazandırır. De Rotterdam, Rotterdam’ın yoğun, çok işlevli ve çağdaş kent vizyonunun somutlaşmış hâlidir.
Renzo Piano tarafından tasarlanan KPN Headquarters (2000) ise bu güçlü ikonografiyi daha ölçülü bir mimari dil ile dengeler. Yapı, yüksek teknolojiye dayalı ama gösterişten uzak duruşuyla, alanın yalnızca simgesel yapılar üzerinden değil, uzun vadeli ve nitelikli çalışma mekânları üzerinden de kurgulandığını gösterir.
Konut projelerinde Álvaro Siza ve Francine Houben (Mecanoo) gibi isimlerin tasarımları öne çıkar. Bu yapılar, ikonik olma iddiasından ziyade, kamusal alanla kurdukları ilişki, kütle oranları ve insan ölçeğini gözeten cepheleriyle dikkat çeker. Böylece Kop van Zuid, yalnızca uzaktan algılanan bir siluet değil; zeminde yürünebilen, yaşanabilen ve kamusal hayatı destekleyen bir kentsel parça hâline gelir.
Bu mimari çeşitlilik, bilinçli bir planlama kararının sonucudur. Rotterdam Belediyesi, dönüşüm sürecinde “tek bir mimari imza” yerine, yüksek tasarım kalitesini garanti altına alan bir kalite kurulu (quality team) aracılığıyla projeleri yönlendirmiştir. Sonuç olarak Kop van Zuid, mimarlık aracılığıyla yalnızca yeni yapılar üretmemiş; Rotterdam’ın şehir siluetini, endüstriyel ağırlıktan çağdaş mimarlık ve karma kullanıma dayalı yeni bir kimliğe taşımıştır.
Bugün Gelinen Nokta ve Kritik Soru
Bugün Kop van Zuid büyük ölçüde tamamlanmış, hedeflenen kentsel bütünleşmenin önemli bir kısmı sağlanmıştır. Maas Nehri artık bir sınır değil; kent yaşamının merkezinde yer alan, görsel ve mekânsal süreklilik üreten bir omurga olarak algılanmaktadır. Ancak bu başarı, yalnızca fiziksel dönüşüm üzerinden değil; sosyal etki, kapsayıcılık ve uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından da okunmayı gerektirir.
Kop van Zuid, devletin öncülüğünde, özel sektörün kontrollü biçimde sürece dâhil edildiği ve kamusal mekân kalitesinin temel belirleyici olduğu planlı bir kentsel dönüşüm modeli sunar. Bu yönüyle güçlü bir referans oluşturur. Asıl soru ise hâlâ güncelliğini korumaktadır: Kamunun yönlendirici olduğu, halkın sürece gerçekten dâhil edildiği ve uzun vadeli bir vizyonla yönetilen bu ölçekte bir kentsel dönüşüm modeli, Türkiye’de mümkün olabilir mi?
BENZER HABERLER
-
BAŞKAN ER, “ÇOCUKLARIN COŞKUSUNA ORTAK OLDU”
-
Rotterdam: Suyun İçinden Kurulan Kent
-
Malatya Gazeteciler ve Televizyoncular Cemiyeti’nden Vali Seddar Yavuz’a Ziyaret
-
OCAK AYI TOPLANTILARI SONA ERDİ
-
Bu Toprakların Yetiştirdiği Bir Devlet Adamı: Vali Dr. İdris Akbıyık
-
Yeşilyurt Kent Konseyi’nden Yabancı Öğrencilere Kültür, Tarih ve Meslek Dolu Gezi Programı!

